Archive Page 2

Seren Serengil Nasıl Zayıfladı diyenler

Son dönemlerde bebeğinin vefatı ve kayıp mezarı ile gündeme gelen Seren Serengil, 90 günde yani 3 ayda 20 kilo verdi. Bu mucize diyetini Seren Serengil’den siz Sevgili Melek‘lerimiz için öğreniyoruz.

seren Seren Serengil Nasıl Zayıfladı diyenler

Hafta Sonu dergisine magazin dünyasını hayretler içinde bırakan diyetinin sırlarını veren Seren Serengil, üç ayda 20 kiloyu nasıl verdiğini açıkladı.

İŞTE SERENGİL’İN DİYET SIRLARI

“Hamilelikten dolayı 25 kilo almıştım. Bunun son 12 kilosunu 45 gün içinde verdim. Diyete üç ay önce başlamıştım. Tabii psikolojik sıkıntılarım da oldu. Bebeğimi yitirdikten sonra psikoloğum bana diyet yapma izni vermedi. Çünkü zaten yarı deli haldeydim. Ne zaman ki kızımın mezarını bulup, onu alıp babamın yanına defnettim, o zaman başladım hayata… 80 kiloya kadar çıkmıştım. Ama kızımı babamın yanına gömdükten sonra, ertesi gün iç huzuruyla diyetime başladım.

Öncelikle şekeri kestim. Çok çikolata yerim ben. Çok kola içerim ve su hiç içmem. Bunları değiştirdim” diye anlatmaya başlıyor Seren Serengil.

Ardından devam ediyor: “Asitli içecekleri, çikolatayı ve tatlıyı kestim. Sonra bir spor merkezine yazıldım, her gün düzenli olarak 45 dakika yürümeye başladım. 1.5 ay içinde 8 kilo verdim. Son 12 kiloyu 45 gün içinde nasıl verdiğime gelince… Bodrum’da Osman Müftüoğlu’nun otelinde kaldım. VIP lüksü yaşadım. İnsanlarla temasa geçseydim yine “Vah vah yazık sana” deyip yaralarıma tuz basacaklardı. Bunu engellediler; beni tecrit ettiler adeta. Bana özel ve sadece benimle ilgilenen bir görevli verdiler. Hiç kimseyle konuşmadım. Ruhumun yüreğimin de iyileşmesi gerekiyordu…”

İŞİN SIRRI BİTKİ KÖKLERİ SUYUNDA

Gelelim uyguladığım diyet programına:

Sabah öncelikle dişlerimi ve dilimi fırçaladım. Ağızdaki toksinleri temizlemek çok önemli. Bu diyetle çok alakalı bir durum. Bu temizliğin ardından bir büyük bardak su içtim. Suyu sevmediğim için içine limon attım.

Kahvaltı (saat 08.30’da):

Kesinlikle peynir yemedim, çünkü yasaktı. Genel kahvaltım şu oldu: Yulaf, yabanmersini, yoğurt ve tarçın… Bunları karıştırıyordum, içine ahududu koyuyordum. Hem doyurucu, hem de lezzetli oluyor. Kahvaltı sonrası 45 dakikaya yürüyüp, bisiklete bindim.

Ara öğün (Saat 11.00’de): Bitki kökleri suyu içtim. Osman Müftüoğlu’nun bilgisi dahilinde hazırlandı. Kerevizden tut da maydanoza ve melise çayına kadar, müthiş bir karışım. Bunları içerken bir tane de şeftali yedim.

Öğle (saat 12.30’da): Izgara tavuk ve bol salata değişmez mönüm oldu.

Ara öğün (saat 16.00’da): Yine bitki kökleri suyu içtim büyük bir bardakta. Bir de meyve yedim. Ardından ‘aquagym’ yaptım. Yani suyun içinde jimnastik hareketleriyle vücudumu forma soktum. Bu da 45 dakikalık bir hareket süresi oldu.

Akşam yemeği (saat 19.30’da): Izgarada yağsız balık ve bol salata yedim. Yiyeceğin balık avucunun içi kadar olacak, ölçü bu. Ara öğün (saat 22.00’de): Yine bitki kökleri suyu içtim.

“BİTKİLERİ ÇİĞ YEDİM”

Seren Serengil’in yeniden doğuş öyküsü böyle. Oyuncu, “Bitkilerin hepsini çiğ yedim. Tuz ve şeker hiç kullanmadım. Bu yalnız bedenimi değil, aynı zamanda ruhumu da arındırdı. Çok spor yaptım, çok hareket ettim. Yoga da yaptım. Birkaç kilo daha vereceğim. Bu söylediklerimi ev hanımları rahatlıkla uygulayabilirler” diyerek sözlerini tamamlıyor.

Seren Serengil Nasıl Zayıfladı diyenler

Erkeklerin derdi erken boşalma

Erkeklerin derdi erken boşalma

Türkiye’de erken boşalma görülme sıklığını yüzde 20 olarak belirleyen araştırmaya göre, sorun, ilerleyen yaş, kronik hastalık, düşük gelir-eğitim düzeyi, uzun birliktelik süresi, çocuk sayısı ve işsizlik ile doğru orantılı olarak artıyor.

Türk Androloji Derneği (TAD) tarafından 2593 çift ile Türkiye’nin tüm coğrafi bölgelerinde gerçekleştirilen ve Türkiye ve Avrupa’da bu boyutta yapılmış ilk araştırma olan ‘Erken Boşalma Sıklığı’ araştırmasının sonuçları belli oldu.

Dört ay süresince incelenen gönüllü çiftler ile 17 ilde gerçekleştirilen araştırma sonuçlandı. Çalışmaya, İstanbul, Bursa, Balıkesir, Zonguldak, İzmir, Aydın, Antalya, Konya, Ankara, Kırıkkale, Adana, Gaziantep, Antakya, Malatya, Diyarbakır, Erzurum, Trabzon illeri dahil oldu.

Araştırmaya katılan çiftlerin yaş ortalaması kadınlarda 38, erkeklerde ise 41. Araştırmaya katılan çiftlerin yüzde 25’i 10-20 yıllık evli, kadınların yüzde 55’i çalışmazken, yüzde 38.5’i yüksek eğitim almış, yüzde 52’si ise lise veya ilkokul mezunu. Erkeklerin ise yüzde 44’ü kamu personeli veya esnaf, yüzde 17’si işçi ve yüzde 14.5’i emekli. Erkeklerde öğrenim durumu, yüzde 36 yüksek öğrenim, yüzde 60 ise lise veya ilkokul mezunu olarak öne çıktı.

KADINLAR NE DÜŞÜNÜYOR?
Araştırmaya katılan erkeklerin tıbbi durumları incelendiğinde, yüzde 13’ünün yüksek tansiyon hastası, yüzde 7’sinin kalp ve damar rahatsızlıklarına sahip, yüzde 7’sinin ise şeker hastası olduğu belirtildi. Erkeklerin yüzde 47’si 3 ila 7 dakika arasında boşaldığını bildirirken, yüzde 24’ü 2 dakika ve üzerinde, yüzde 22’si 7 dakika ve üzerinde, yüzde 11’i ise 1 dakika civarında
boşaldığını belirtti. Araştırmaya katılan erkeklerin yüzde 20’si boşalma süresini kısa buluyor, kadınların yüzde 9.5’i ise eşlerinin normal sürede boşaldığını düşünüyor.

HEKİME BAŞVURU ORANI DÜŞÜK
Erken boşalma şikâyeti olan erkeklerin yüzde 66’sı henüz doktora başvurmadığını belirtirken, yüzde 33’ü doktora başvurmayı düşündüğünü, yüzde 10’u ise başvurduğunu bildiriyor. 20-40 yaşları arasında yüzde 14-15 seviyelerinde görülen erken boşalma vakaları 40-60 yaş aralığında yüzde 20-22’ye, 60 yaşından sonra ise yüzde 50-60 seviyelerine çıkıyor.

SORUNUN BÖLGELERE DAĞILIMI
Erken boşalma yüzde 25 ile en çok Doğu Anadolu’da görülüyor. Bunu sırasıyla yüzde 24 ile Karadeniz ve yüzde 23 ile Ege bölgeleri izliyor. Marmara Bölgesi’nde yüzde 20 çıkan erken boşalma görülme sıklığı, İç Anadolu’da yüzde 18,
Akdeniz’de yüzde 17 ve Güneydoğu Anadolu’da yüzde 10 görülüyor.

BİLİNÇLENDİRME KAMPANYALARINA İHTİYAÇ VAR
İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Androloji Bilim Dalı ve Türk Üroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Ateş Kadıoğlu, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı hekimlerinden, TAD Başkanı Prof. Dr. Önder Yaman ile Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı hekimlerinden, TAD Genel Sekreteri Prof. Dr. Selahittin Çayan tarafından açıklanan ‘Erken Boşalma Sıklığı’ araştırmasına göre, en önemli neden; ekonomik durum ve yaşamsal zorluklar. Stres gibi değişkenler de tabloda etkili. Erken boşalma sıklığı ilerleyen yaş, kronik hastalık varlığı, düşük gelir ve eğitim düzeyi, uzun birliktelik süresi ve artan çocuk sayısı ve işsizlik ile doğru orantılı artıyor.

Hekimler halkın hekime başvurduğunda bu sorundan kolaylıkla
kurtulabileceğini bilmediğini, ayrıca toplumsal olarak ‘utanma’ duygusu ile hekime gitmekten kaçınabildiklerini, bunların önüne geçebilmek için bilinçlendirme çalışmalarına ihtiyaç duyulduğunu belirtiyor. Erken boşalma sorunu tedavi edilmediği takdirde iş ve sosyal yaşamda başarısızlık, mutsuzluk, yetersizlik hissi, stres, baskı hissetme ve hatta aile yaşantısının bozulmasına kadar gidebilen problemlere yol açabiliyor.

Erkeklerin derdi erken boşalma

Hamileye huzur gerek…

Hamileye huzur gerek! Hamileyseniz huzurlu olmanız sizin ve bebeğiniz için oldukca önem arz ediyor. Hamilelik dönemini huzurlu geçiren bayanlar daha sağlıklı bir bebeğe sahip olabiliyorlar.
Tüm doktorlar, anne adaylarına stresten uzak dur diyor. Ancak bunu yapmak zannedildiği kadar kolay değil. Kendisi ve çocuğu için endişelenen, doğumdan korkan, bebeğine bakamayacağını düşünerek endişelenen anne adayları huzur arıyor…

Hamileliğin sizi değiştirmesine izin verin…

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr Bülent Uran “Aslında hamilelik, kadının yaşam tarzını değiştirebilmesi için bir fırsattır. Ancak çok az kadın bunu değerlendirebilir. Örneğin, ilginç bir şekilde bazı kadınlar hamilelik sırasında sigara içmeyi bırakıyor ama bebeğin emzirmesi bittiğinde yeniden sigara içmeye başlıyor. Bunu kalıcı hale getirmiyor. Halbuki hamilelik yeni ve doğru alışkanlıklar kazanmak ve huzur bulmak için iyi bir dönemdir ” dedi.

Hamileye gösterilen ilgi huzur için yeterli mi?

Dr. Bülent Uran İlginin her zaman huzur getirmediğini söylerken, “ Biz doktorlar hamilelik dönemindeki değişikliklerin normal olduğunu söyler, hastayı rahatlatmaya çalışırız, ancak rahatlatıcı bilgiye sahip olmakla gerçekten rahat hissetmek ve huzurlu bir hamilelik geçirmek kesinlikle ve kesinlikle aynı şey değildir.” diyerek hamilelik döneminde kendiliğinden artan kaygıya dikkat çekti: “Hamileliğin yarattığı birçok olumsuz psikolojik faktör vardır. Kadın çalışıyorsa işe gelip gitmek zorlaşmıştır. Doğumdan sonra işinde geri kalma riski vardır. Maddi sorunlar olabilir. Bebeğin ihtiyaçlarını yeteri kadar karşılayamayacağını düşünerek kaygılanır. Doğumdan sonra tekrar işe başlayacaksa bebeğini yalnız bırakacağı için daha hamileliğinde peşin peşin suçluluk hissetmeye başlar. Doğumunda hayati bir tehlike yaşama kaygısı doğum sağlıklı sonuçlanana kadar zaten hiç ortadan kalkmaz. Stres ve
huzursuzluk arttıkça fiziksel sorunlar da artmaya başlar. Hamilelikteki stresin hamilelikte gözlemlenen birçok fiziksel sorunun nedeni olduğu bilinmektedir. Erken doğum, gebelik tansiyonu ve gebelik şekerinin ortaya çıkmasında stresin önemli bir katkısı vardır”

Kronik Stres bebekte gelişme geriliğine yol açıyor…

“Stres, bedende birikmiş ve değişik olaylar karşısında titreşen bir enerji hissinden başka bir şey değildir” diyen Dr. Bülent Uran “Sinir sistemindeki bu kayıtlı devreleri ortadan kaldırmadan stresten kurtulmanın mümkün olmadığını bilmemiz gerekiyor. Sürekli stres hali olarak ifade edilen kronik stres hem anne adayı hem de bebek için çok zararlı. Kronik stres halinde salgılanan adrenalin bebeğin kanlanması azaltır. Bu durumda bebekte gelişim geriliği başlar. Bağışıklık sisteminin zayıflaması anneyi hastalıklara açık hale getirir. Hamilelikte zaten bağışıklık sistemi, özellikle hamileliğin ilk aylarında zayıflamıştır. Bu zayıflığa kronik stresin yarattığı bağışıklık azalması da eklenince hem annenin hem de bebeğin sağlığı tehlike altında kalır. Yine hamileliğin ilerleyen aylarında ortaya çıkan gebelik yüksek tansiyonunda da, kronik stres etkilidir” şeklinde konuşarak anne adaylarına rahatlamayı tavsiye etti.

Stresten uzak dur! Peki ama nasıl?

Dr. Uran herkesin anne adayına, stresten uzak durmasını tembihlediğini ancak bunun çok da kolay olmadığını söyledi “Elbette anne adayı da rahatlamak istiyor, ama bunu başaramıyor. İşte bu noktada oto hipnoz ve EFT teknikleriyle harmanlanmış eğitimler devreye gidiyor. Örneğin 6-7 aylık hamile bir hastam vardı. Babası kalp krizi geçirerek aniden vefat etmişti. Hemen akabinde çok şiddetli erken doğum sancıları başladı. İlaçlar sancılarını çok fazla kesmemişti. Bir akşam acilen yanıma gelen bu hastama o anda hipnoz uyguladım. Gevşettim ve ağrılarının geçeceği telkinlerini verdim. Kendisine de basit bir oto hipnoz tekniği öğreterek bunu sık sık yapmasını önerdim. Daha hipnoz seansı sırasında kasılmaları ortadan kalkmıştı”.

Anne karnındaki bebek annenin duygularından etkilenir…

Dr. Bülent Uran, “Anne karnı bebek için sadece fiziksel tehlikeleri içermekle kalmaz. Aynı zamanda annedeki olumsuz duyguların bir enerji dalgası şeklinde bebeğe de akmasına neden olur. Birçok olumsuz ve iyileşmeyen hastalıkta anne karnında alınan olumsuz duyguların rol oynadığı bilinmektedir. Anne karnındayken biriken bu olumsuz duygular doğumdan sonra da beslenmeye devam ederse ilerleyen yıllarda yaşama olumsuz bakan bir şahsın ortaya çıkması kaçınılmazdır. Sadece olumsuz bakan değil kolay hasta olan bir yapıda ortaya çıkmaktadır.” şeklinde konuştu.

Düşünerek stresten kurtulamazsınız…

Bedende birikmiş duygular varken ve bunlar titreşirken sadece düşünerek ve stres yarattığı düşünülen olaylardan uzak durularak stresin bedendeki etkisi yok edilemez. Stresin bu etkisini yok etmek için sabırlı, ciddi ve ne yaptığını bilerek yapılan duygu bazlı çalışmalara gerek vardır diyen Dr. Bülent Uran uyguladıkları programın detaylarını şöyle açıklıyor: “8 bölümden oluşmuş bu programda 3. ayını doldurmuş hamilelerle çalışıyoruz. 4 ay süren çalışmalarla anne adaylarına hamilelik döneminde titreşen her türlü kaygıyla ve olumsuz duyguyla nasıl baş edeceğini anlatıyor, teknikler öğretiyoruz. Programın ağır topları EFT ve oto hipnoz. Hedefimiz sadece hamileliğin anne tarafını değil esas olarak bebek tarafını kapsamaktadır. Bu nedenle de annedeki olumsuz duyguları temizleyerek bebeğin geleceğini kurtarmak amacını taşımaktadır. Anne karnından olumsuz duyguları almamış bir bebeğin ondan sonraki
yaşamı ne kadar zorluk dolu olursa olsun ben kolay kolay sırtının yere geleceğine inanmıyorum”

Olumsuz duyguları temizleyin, bebeğinizle aranızdaki bağ güçlensin.

Dr. Bülent Uran “Bilinçaltında birikmiş duygular sizin fiziksel bedeninizle ruhunuz arasına çekilmiş bir duvardır. Bu duvarı ortadan kaldırmadan ruhunuzun temsili olan sevgi enerjisini titreştirmeniz kolay değildir. İçinizde yeniden açığa çıkacak olan sevginin enerjisi bebeğin dokularının gelişmesini olumlu yönde etkileyecektir. Sizin ruhunuzdan bebeğin ruhuna akacak sevgi bebeğinizin bu dünyaya güven içinde doğmasına neden olacaktır. En son çalıştığım hamile bir bayan bu felsefeyi gerçekten çok iyi benimsemiş ve uygulamıştı. Bebeği doğduktan sonra o kadar sakin ve huzurluydu ki, görenler bebekte bir sorun var zannediyorlardı. Ama bebek huzurluydu ve annesinin sevgi enerjisini her an hissettiği için ayrıca ağlayarak bunu teyit etmek istemiyordu” diyerek aile içinde oluşturulacak huzurlu ortamın anne ve bebeği kronik stresten koruyacağına dikkat çekti.

Merak ettiklerinizi sorabilir ayrıca olumlu olumsuz düşüncelerinizi alt kısımda yer alan yorum formunu kullanarak bizlere iletebilirsiniz.
Hamileye huzur gerek…

Balık pilav

Sofralarımızın baş tacıdır pilav. Bütün sulu yemeklere lezzetiyle ve görünüşüyle kavalyelik eder. şimdi size pilav çeşitleriniz arasına girecek kadar lezzetli ve gösterişli bir pilav tarifimiz var. Balıklı pilav,balikli pilav1 1780 Balık pilav

MALZEMELER

1 tatlı kaşığı un
2 adet küçük mezgit balığı
yeterli miktarda maydanoz
2 baş soğan
3/4 bardak pirinç
defne yaprağı
100 gr tereyağı
1 tane kofana balığının kuyruk tarafı
tuz
karabiber

HAZIRLANIŞI

Pirinci tuzlu suda haşlayın. Pirinç suyunu çekince ateşten alıp soğuk suda yıkayın ve süzün. Bir kenarda bekletin. Bir küçük soğanı tam daire şeklinde halka halka doğrayın. Bir tencerede temizlenmiş balığı (kofana), soğanı, defne yaprağını, maydanoz saplarını üstüne kadar su ilave edilerek pişirin. Geri kalan soğanları kuşbaşı doğrayın. Bir tencerede tereyağında pembeleşene kadar kavurun. Bir tatlı kaşığı un ilave edin. Devamlı karıştırarak 5 dakika bütünleştirin. Haşlanan kofananın deri ve kılçıklarını temizleyin. Kuyruğunu kesip, top etlerini bir kenara ayırın. Aynı suda mezgit balığını da haşlayıp, onun da deri ve kılçıklarını temizleyin. Unla meyalenen soğanların üzerine, haşlanan pirinç döküp, karıştırın. Önce kofana balığının etlerini ilave edip hafif ateşte bütünleştirin. Sonra mezgit balığının etlerini karıştırın.Tuz ve karabiber ilave edip bir süre karıştırarak,
balık etleriyle pirinç ve meyaneli soğanı bütünleştirin. Yaprak yaprak koparılmış maydanozlarla pilavı süsleyin.

Afiyet olsun Melek‘ler…

Balık pilav

Mangal yaparken neye dikkat etmeli?

Mangal yaparken neye dikkat etmeli?

Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mükerrem Kaya, havaların ısınmasıyla park ve bahçelere akın ederek mangal yapan vatandaşlara önerilerde bulundu.

Mangal için mutlaka yağsız etin tercih edilmesi gerektiğini anlatan Kaya, ”Et gibi protein bakımından zengin gıdaların yüksek sıcaklıklarda pişirilmesi durumunda kansere neden olan maddeler oluşabilmektedir. Et ve et ürünlerinde özellikle kızartma ve ızgarada ‘aromatik hidrokarbonlar’ adı verilen zararlı bileşikler oluşur” dedi.

Mangalda pişirmenin risklerine de değinen Prof. Dr. Kaya, kömür üzerine damlayan yağın çok sayıda zararlı bileşik oluştuğunu ve bunların da dumanla ete
geçtiğini anlatarak, ”Kömür iyice kor haline geldikten sonra pişirme işlemine başlanmalı ve et ile ısı kaynağı arasında belirli bir mesafe bırakılmalıdır. Böylece etin yavaş yavaş pişmesi sağlanmalıdır” diye konuştu.

Özellikle yağlı köftelerin mangalda pişirilmesini riskli gördüğünü kaydeden Kaya, ”Açık ateşte kızartılan yağlı etlerde, yağsız etlere göre 10 kat daha fazla kanserojenik madde (polisiklik aromatik hidrokarbon) oluştuğu belirtilmektedir. Mangal için en uygunu yağsız, kaliteli ettir. Örneğin bonfile veya pirzola. Diğer taraftan mangal mutlaka açık havada yapılmalıdır. Aksi halde mangaldan çıkan karbonmonoksit gazından dolayı zehirlenme görülebilir” dedi.

SAĞLIK VE LEZZET İÇİN KALİTELİ BAHARAT
Mangal yaparken ete katılacak baharatın da doğru
tercih edilmesi gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Kaya, ”Etin hazırlanması sırasında baharat kullanımı, bazı zararlı bileşiklerin oluşumunu engeller. Ancak kullanılan baharatın hijyenik, kalitesinin yüksek olması lazım. Küflenmiş baharatta bulunan zehirli maddeler pişirme sırasında kaybolmaz ve insan sağlığını tehdit eder” görüşünü aktardı.

Diğer taraftan tuz ve baharat kullanılarak hazırlanan etlerin açıkta bırakılmaması ve uygun şartlarda muhafaza edilmesi gerektiğini belirten Kaya, baharatlanmış ve tuzlanmış etlerin piknik alanlarında fazla bekletilmemesi gerektiğini ifade etti.

C VİTAMİNİ NEDEN ÖNEMLİ?
Sucuk, salam ve sosis gibi et ürünlerinde bulunan nitrat ve nitritin kanser yapıcı maddelere dönüşebildiğini anlatan Prof. Dr. Mükerrem Kaya, sözlerini şöyle sürdürdü:
”Vücuda alınan nitrat, önce ağızda nitrite, daha sonra ise mide asitliğinde nitrozaminler olarak adlandırılan kanser yapıcı maddelere dönüşebilmektedir. Ayrıca bu kanser yapıcı maddeler, bu tip et ürünlerinin yüksek sıcaklıklarda pişirilmesi sırasında da oluşabilmektedir. Bu nedenle nitrat ve nitritin gelişi güzel kullanıldığı merdiven altı üretim oldukça risklidir. Bu katkı maddelerinin et ürünlerine mümkün olduğu kadar düşük miktarlarda ilave edilmesi gerekmektedir.”

Özellikle içerisinde nitrat veya nitrit bulunan et ürünlerinin çok kısa süreli bir pişirme işlemine tabii tutulmasını öneren Kaya, ”Bu maddelerin et ürünlerinde oluşumunu C vitamini önemli düzeyde engellemektedir. C vitamini sindirim sisteminde de bu etkiyi göstermektedir. Meyve ve sebze tüketimi
pişirme sırasında ette oluşan kanserojenik bileşiklerin zararını en alt seviyeye çekebilmektedir” dedi.

İyi kurutulmuş kaliteli bir sucuğun çiğ olarak da tüketilmesinde herhangi bir sakınca olmadığını ifade eden Prof. Dr. Kaya, ”Ancak yeterince kurutulmamış sucuklar zararlı mikroorganizmalar içerdiğinden tehlikeli olabilir. Sosis ve salam ise tüketime hazır ürünlerdir. Yani herhangi bir işlem uygulanmadan da tüketilebilir” diye konuştu.

Mangal yaparken neye dikkat etmeli?

Oruçlu İken Cünüp ( ihtilam ) Olmak

Oruçlusunuz ve niyet ettiniz uykuya daldınız. Rüyanızda ihtilam yani cünüp olduğunuzu kalktığınızda farkettiniz. Bu durum için kesinlikle korkmanıza gerek yok arkadaşlarım. Yani cünüp olarak sabahlamak oruca bir zarar vermez. Çok zorunlu bir durum sözkonusu olmadıkça mutlaka ivedilikle boy abdesti alınmalıdır. Hazreti Aişe ve Ümmü Seleme Validelerimiz Hazreti Peygamber’in Ramazan’da imsaktan hemen sonra yıkandıklarını haber vermekteri.

cunup olmak Oruçlu İken Cünüp ( ihtilam ) Olmak

Herkese hayırlı Ramazanlar dileriz.

MELEKLER MEKANI

Oruçlu İken Cünüp ( ihtilam ) Olmak

Reflü nedenleri ve tedavisi


Beslenme hataları ve stresin tetiklediği reflü hastalığının tedavisi ileri laparoskopik yöntemlerle mümkün…Son yıllarda adını sıkça duymaya başladığımız reflü hastalığını, beslenme hataları ve stres tetikliyor. Yemek borusunun zarar görmesine, ses kısıklığına ve kansere bile yol açabilen reflünün tedavisinde ameliyat kalıcı çözüm sunuyor. İleri laparoskopik yöntemle yapılan ve hasta açısından oldukça rahat olan ameliyatın ardından reflüyü tetikleyen yiyecekler yeniden yenilebiliyor. Anadolu Sağlık Merkezi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Metin Çakmakçı reflü hastalığını ve laparoskopik reflü ameliyatlarını anlatıyor.

Reflü nasıl bir hastalık?
Sağlıklı bireylerde mide içerisindeki şiddetli asit olan sıvı içerik, kusma olmadıkça yemek borusuna geri kaçmaz. Yemek borusunun iç yüzeyini kaplayan mukoza adını verdiğimiz tabaka da aside duyarlıdır ve asit ortamdan olumsuz olarak etkilenir. Mide reflüsü olarak bilinen bu hastalık mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçmasıyla oluşmaktadır. Mide içeriğinde bulunan asiditesi yüksek sıvının çok miktarda ve uzun süreli olarak yemek borusuna kaçması buradaki mukozanın hasar görmesine neden olur. Bu zedelenmeyi de insanlar yanma olarak hissederler.

Reflü niye oluşuyor?
Reflü çoğunlukla, bütünüyle karın boşluğu içerisinde olması gereken midenin göğüs boşluğuna fıtıklaşması nedeniyle oluşur. Göğüs boşluğu içerisinde yeralan yemek borusu diyafragmada hiyatus adını verdiğimiz özel delik içerisinden karın içine girer ve karın içinde mide ile birleşir. Yani, sağlıklı bireylerde yemek borusu göğüs boşluğu ve mide karın içerisindedir. Yemek borusunun içinden geçtiği ve bu iki yapının birleştiği alanı saran hiyatus da yemek borusu ile mide arasında bir kelepçe mekanizması oluşturur. Bu kelepçe mekanizması da reflüye engel olur. Hiyatus açıklığının genişlemesi ve o bölgedeki anatomik ilişkilerin bozulması nedeniyle midenin göğüs boşluğu içerisine fıtıklaşması mide fıtığına, bu da reflüye neden olur. Reflüyü engelleyen diğer bir mekanizma ise yemek borusu ile midenin birleştiği alanda olan fizyolojik bir kapakçık sistemi. Bu kapakçık sisteminin bozulması da
reflüye neden olmakta ve mide içeriğinin yemek borusuna kaçmasını kolaylaştırmaktadır.
Asit, yemek borusuna ne gibi zararlar verir?

Yemek borusunun içini kaplayan mukoza ne safra ne de asite dayaklı bir yapıdır. Reflü nedeniyle oluşan asit teması bu tabakanın haraplanmasına, “özofajit” adını verdiğimiz ve yara oluşumuna benzetebileceğimiz bir sürecin başlamasına neden olur. Temasın sıklığı ve süresi arttıkça da yaranın ciddiyeti artmakta. Yemek borusunda yarattığı kronik hasar sonunda Barrett adını verdiğimiz ve kansere dönüşme potansiyeli olan bir hastalık da gelişebilmektedir.

Reflü ne kadar yukarı çıkarsa etkilediği yemek borusu uzunluğu o kadar artmakta. Reflü bazı kişilerde çok yüksek noktalara ulaşmakta, ses tellerini etkileyecek ve hatta asidik sıvının akciğerlere kadar kaçmasına neden olarak akciğer hasarı yaratacak boyuta ulaşmakta. Bu nedenle yemek borusu hasarı dışında ses kalitesinde bozulma ve tekrarlayan akciğer enfeksiyonlarına neden olmakta, astım benzeri tablolar yaratabilmektedir.

Reflü nasıl tedavi ediliyor?
Reflü tedavisinde en sık kullanılan iki yöntem tıbbi tedavi ve cerrahi tedavidir. Son yıllarda daha sık yapılmaya başlanan endoskopik yöntemlerin sonuçları ise tıbbi ve cerrahi tedavi kadar başarılı değildir.

Mide fıtığının reflüye eşlik ettiği hastalarda öncelikli seçenek ameliyat. Mide fıtığı olmayan hastalarda ise öncelikle tıbbi tedavi denenmeli. Tıbbi tedavi ile yakınmaları geçmeyen veya tedavinin iyi gelmesine karşın tedaviyi bıraktıktan sonra yakınmaları tekrar başlayan hastaları da ameliyat etmek gerekir.

Genç, aktif yaşamı olan ve uzun süreli ilaç kullanmayı yeğlemeyen hastalarda da ameliyatı düşünmek gerekir. Kullanılan ilaçların yan etki oluşturduğu hastalar da ameliyat planlamanın uygun olacağı diğer bir grup. Çünkü ilaç, ömür boyu kullanılması gereken bir tedavi yöntemi.

Ameliyatla tedavi edilebiliyor mu?
Cerrahi tedavi mide reflüsünün en etkin tedavi yöntemi. Yani orta ve uzun dönem sonuçları hem tıbbi hem de endoskopik tedavilerden daha iyi. Bu ameliyatlar uzun süredir minimal invazif (laparoskopik) yöntemlerle yapılabiliyor. Böylece hastanın hissedeceği konforsuzluk çok daha az, hastanede kalış süresi ve işe başlangıç süreleri çok daha kısa oluyor. Ameliyat sırasında laparoskopik olarak fıtıklaşan mide karın içerisine, orijinal yerine geri çekiliyor. Genişlemiş ve anatomisi bozulmuş hiyatus onarılıyor. Yemek borusu ile midenin birleşim alanı çevresine, değişik tekniklerle midenin kendisi sarılarak bir hokka mekanizması yaratılıyor. Böylelikle bozulan anatomi onarılıp işlemeyen koruyucu mekanizmalar yerine yeni bir yapı yaratılıyor ve hastanın reflüsü engelleniyor.
Her reflü hastası ameliyat olabilir mi?

Kuramsal olarak her reflü hastası elbette ameliyat olabilir ama esas önemli nokta hangi hastada ameliyatı tercih etmek gerektiği. Bu konuda hastanın hikayesi ve fizik muayenesi önemli. Ayrıca yapılacak endoskopi ile reflünün ciddiyetini saptamak ve eşlik eden mide fıtığı olup olmadığını anlamak da çok önemli. Bazı hastalarda 24 saatlik asit ölçümü de yapılacak tedavinin seçiminde yol gösterici olabiliyor. Hekimin ve hastanın birlikte vereceği karar ile de tedavi belirlenmiş oluyor.
Reflü cerrahisi zor bir ameliyat mı?

Bu, çok teknik, her cerrahın yapmadığı ve yapmamasını tavsiye ettiğimiz bir ameliyat. Hem laparoskopiye hakim olmak gerekiyor hem de bu bölgenin anatomik yapılarına hakim olmak gerekiyor. Ancak deneyim sahibi bir ekip tarafından gerçekleştirilirse hasta için son derece rahat bir ameliyat. Hasta, normal şartlarda ameliyatın ardından en fazla iki gün sonra taburcu ediliyor.

Ameliyattan ne kadar sonra kişi normal beslenmesine geri dönebiliyor?
Hasta, ameliyatın ertesi günü yumuşak ve sıvı ağırlıklı olmak üzere beslenmeye başlayabiliyor. Hastaların bir bölümünde ameliyattan sonra yutma güçlüğü meydana gelebiliyor ama bu kısa sürede geçiyor. Tamamen normal beslenme ise ortalama 5-7 gün arasında gerçekleşiyor. Hasta, ameliyattan sonra istediği her şeyi hatta reflüyü tetikleyen yiyecekleri de yeniden yemeye başlayabiliyor.
Reflü nedenleri ve tedavisi

tüp bebek ve akupunktur araştırmaları

Tüp bebek tedavisinde akupunkturun olumlu etkileri araştırmalarla da belgelenmiş. Bu araştırmalardan bazılarına değinmek gerekirse;

241 hasta üzerinde yapılan araştırmalara göre elektroakupunktur uygulamasının herhangi bir yan etkisi oluşturmadan antidepresan etki gösterdiği rapor edilmiştir. Bu amaçla tüp bebek uygulamasında yaklaşık 3 hafta öncesinden başlayarak yada embriyo transferi sırasında veya luteal fazda akupunktur tedavisi gören anne adaylarında başarı, yaklaşık %25 ile %40 oranında artmıştır.
Almanya’dan Dr. stefan dieterle ( University of witten / Herdecke-Dortmund ) ve Çin’den Dr. Gao ying (Huazhong Universityof science and technology, wuhan ) tarafından ortak yürütülen ve 225 hasta üzerinde yapılan araştırmada luteal fazda uygulanan akapunktur tedavisinin gebelik oranını artırdığı gösterilmiştir.Bu araştırmalarda akupunktur tedavisi, embriyo transferinden hemen sonra 3 gün olmak üzere iki gün uygulanmıştır.
İsveç göteborg üniversitesinde yapılmış bir çalışmada 10 infertil kadına uygulanan elektroakupunkturun uterus kan akımını artırdığı gösterilmiştir.
Almanya’da 160 hasta ile yapılan bir başka çalışmada embriyo transferi öncesi ve sonrasında uygulanan akupunktur tedavisinde gebelik oranı %42.5 akupunktur uygulanmayan uygulanmayan grupta gebelik oranı ise %26.3 olarak bulunmuştur.
Danimarka’da özel bir tüp bebek merkezinde 273 hastada yapılmış olan bir başka araştırmada, embriyo transferi sırasında uygulanan akupunktur tedavisinin (%39), gebelik oranını akupunktur uygulamayan gurupta (%24) göre anlamlı düzeyde artırdığı gösterilmiştir.

tüp bebek ve akupunktur araştırmaları

Kanserde ‘hedef tedavi’

Kanserde 'hedef tedavi'

Dünyada her yıl yaklaşık 5 milyon kişinin hayatını kaybetmesine neden olan kanserin tedavisi için atılan adımlar olumlu sonuçlar vermeye başladı. Kök hücreleri bulunan kanserler aşılarla önümüzdeki günlerde tedavi edilebilir hale gelecek.

Hücresel Tedavi ve Rejeneratif Tıp Derneği ve Sağlık Bakanlığı Kök Hücre ve Kemik İliği Nakli Bilim Komisyonu Başkanı, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Osman İlhan, birçok multi miyelom hastasının, yanlış yönlendirildiğini söyledi.

Multi miyelom hastasının yanlış yönlendirilince, hematoloji yerine fizik tedavi ve
ortopediye gittiğini belirten Prof. Dr. İlhan, ”Bu hastalara maalesef tanı konmuyor. Bazı hastalarımız da böbrekleri bozuk olduğu için ürolojiye gidiyor. Ancak bu hastalık kemik iliğinde başlıyor, kanda ve kemikte bozukluklara yol açıyor. Biz bu hastalığın erken tanısını ve tedavisini anlatıyoruz. Bu hastalığa erken tanı olmadığı zaman tedaviye cevap vermeyen böbrek yetmezliği ve kemik kırıkları oluşur” dedi.

Türkiye’de ileri yaşlardaki kişileri kan kanserinden korumak için Hematoloji Derneği’ni kurduklarını ifade eden İlhan, şunları kaydetti:

”Türkiye’de bugün 65 yaş ve üzerinde 5 milyon 400 bin kişi var. Bu hastalık gençlerde çok az görülüyor ama 65 yaş üstünde inanılmaz artıyor. Biz şu anda
Türkiye’de en az bin tane 65 yaş üstünde hasta olduğunu düşünüyoruz. Ama bunlar maalesef hematoloğa gelmiyor. 2023 yılında Türkiye’de 12 milyon 700 bin kişinin 65 yaş üzerinde olacağını tahmin ediyoruz. Bu da gösteriyor ki en azından 2 bin tane 65 yaş üstünde multi miyelom hastası olacak. Bu hastaları erken tanı yöntemiyle kısa sürede tedavi edebiliriz” diye konuştu.

‘’18 ÇEŞİT KANSERİN KÖK HÜCRESİNİ BULDUK’’

Multi miyelomu Çernobil’deki ve Japonya’daki radyasyonun tetiklediğini dile getiren Prof. Dr. İlhan, Türkiye’de ise bunu, tarımda kullanılan gereksiz maddelerle, parazit mücadelesinde kullanılan ilaçların etkilediğini söyledi. Her dokuda bir kök
hücrenin bulunduğunu bildiren İlhan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

”Kan kanserinin de bir kök hücresi var. Biz bu kök hücrenin kanserleştiğini gördük. Bilim dünyası artık bu tip kanserlerin kök hücresi olduğunu ortaya çıkardı. Bugün 18 çeşit kanserin kök hücresi tespit edildi, bunlar araştırma safhasında. Bu ne anlama geliyor, artık biz tamamen hastalığa neden olan kök hücreyi bulup tedavi yapacağız. Obama da başkan olur olmaz ilk demecinde, bu kök hücre araştırmalarının önünü açmıştı. Türkiye’de de bununla ilgili Hücresel Tedavi Derneği büyük bir çalışma içerisinde. Fransa’nın Nice kentinde yapılacak olan Kanser Kök Hücresi Araştırma Toplantısına gidiyorum. Önümüzdeki
günlerde artık Türkiye’de de tamamen tedavi yapar hale geleceğiz. Akciğer, beyin, mide, bağırsak kanseri gibi hastalıklar tamamen tedavi edilecek. Kansere yol açan kök hücreyi bulabilirsek, buna yönelik aşı yapabiliriz. Bakanlık da bu konuda büyük bir destek sağlıyor. Artık hedeflenmiş tedaviye doğru gidiyoruz. Türkiye’de de artık yakın zamanda kanseri tamamen tedavi edeceğimize inanıyorum.”

Kanserde ‘hedef tedavi’

Erkeği elde etmenin tüyoları

Hoşlandığınız erkeğin dikkatini çekmek ve onu kendinize bağlamak aslında hiçte sandığınız kadar zor değildir. Erkeklerin hassas ve dikkatini çeken noktalarını öğrenerek onların ilgisini çok kolay çekebilir, kendinize aşık edebilirsiniz. :)

erkegi elde etmek 262x300 Erkeği elde etmenin tüyoları

Doğallık
İçinden geldiği gibi hareket eden kadınlar daha doğal, daha rahat bir görüntü çizerler. Moda diye kendinize yakışmayanı giymek yerine sizi en güzel gösteren giysileri tercih edin. Karşınızdakine fikirlerinizi açıkça söylemekten çekinmeyin. Kimse sizi düşüncelerinizden ötürü suçlayamaz. Sünepe görünmektense fikir sahibi olun. Olduğunuz gibi görünmek size avantaj sağlar.

İlk adım
Erkekler cesur kadınlardan hoşlandıklarını söyleseler de başlangıçta fazla atak davranmayın. Aşk kaçanı kovalar! Flörtü uzatın, kendinizi biraz naza çekin, peşinizden koşturun. Size olan ilgisini sürekli canlı tutun, ama bunun dozunu iyi ayarlayın. Bırakın o size gelsin. Yavaş yavaş ilerleyin.

Bakışlar
Sadece çok güzel baktığı için bir erkeğe aşık olan kadınlar vardır. Erkekler de bakışlardan aynı ölçüde etkilenirler. Bakışlar çok şey söyleyebilir, tek bir bakışla bir sürü şey ifade edilebilir. Bakışlarınızı konuşturun! Bakışlar bazı kritik anlara yön verebilir. Erkeğinizi bakışlarınızın etkisinde bırakın.

Seksapel
Seksi ön planda tutan ve sürekli seks düşünen kadın hareketlerinden belli olur, bu da erkeklerin çok hoşlandıkları bir şeydir. Kendinizi rahat bırakın, fantezi dünyanızda serbestçe dolaşın. Hayallerinizi partnerinizle paylaşın, bu hayatınızı olumlu yönde etkiler.

İlgi
Erkekler kendileriyle ilgilenilmesini severler. Arada bir pohpohlanmaya ihtiyaçları vardır. Ama bunun da dozunu iyi ayarlamalısınız, yoksa çok geçmeden kendilerini bulunmaz hint kumaşı sanmaya başlarlar. Hastayken ya da moralleri bozukken başkalarından göremeyecekleri kadar özel ilgi gösterin, kendinizi vazgeçilmez kılın! Ama bu konuda ölçüyü kaçırmayın.

İstediğiniz erkeği elde etmenin yolları

Sevgililer gününü sevgilisiz geçirmemeye aklınıza koyduysanız ve bunun için de iyi bir adayınız varsa işte size sevdiğiniz erkeği elde etmenizi kolaylaştıracak küçük bir kılavuz.

Doğallık
İçinden geldiği gibi hareket eden kadınlar daha doğal, daha rahat bir görüntü çizerler. Moda diye kendinize yakışmayanı giymek yerine sizi en güzel gösteren giysileri tercih edin. Karşınızdakine fikirlerinizi açıkça söylemekten çekinmeyin. Kimse sizi düşüncelerinizden ötürü suçlayamaz. Sünepe görünmektense fikir sahibi olun. Olduğunuz gibi görünmek size avantaj sağlar.

İlk adım
Erkekler cesur kadınlardan hoşlandıklarını söyleseler de başlangıçta fazla atak davranmayın. Aşk kaçanı kovalar! Flörtü uzatın, kendinizi biraz naza çekin, peşinizden koşturun. Size olan ilgisini sürekli canlı tutun, ama bunun dozunu iyi ayarlayın. Bırakın o size gelsin. Yavaş yavaş ilerleyin.

Bakışlar
Sadece çok güzel baktığı için bir erkeğe aşık olan kadınlar vardır. Erkekler de bakışlardan aynı ölçüde etkilenirler. Bakışlar çok şey söyleyebilir, tek bir bakışla bir sürü şey ifade edilebilir. Bakışlarınızı konuşturun! Bakışlar bazı kritik anlara yön verebilir. Erkeğinizi bakışlarınızın etkisinde bırakın.

Seksapel
Seksi ön planda tutan ve sürekli seks düşünen kadın hareketlerinden belli olur, bu da erkeklerin çok hoşlandıkları bir şeydir. Kendinizi rahat bırakın, fantezi dünyanızda serbestçe dolaşın. Hayallerinizi partnerinizle paylaşın, bu hayatınızı olumlu yönde etkiler.

İlgi
Erkekler kendileriyle ilgilenilmesini severler. Arada bir pohpohlanmaya ihtiyaçları vardır. Ama bunun da dozunu iyi ayarlamalısınız, yoksa çok geçmeden kendilerini bulunmaz hint kumaşı sanmaya başlarlar. Hastayken ya da moralleri bozukken başkalarından göremeyecekleri kadar özel ilgi gösterin, kendinizi vazgeçilmez kılın! Ama bu konuda ölçüyü kaçırmayın.

Pozitiflik
Herkes güleryüzlü ve olumlu düşünen insanlarla birlikte olmayı tercih eder. Hele erkekler..Onlar bir kadının daima fıkır fıkır, kıkır kıkır olmasını ister. Karamsarlık bulaşıcı birşeydir ve kimse böyle tiplerle hayatını karartmak istemez. Hele erkekler…Gülüp eğlenebilecekleri neşeli kadınlar dururken niye bir kadının dırdırlarıyla, kaprisleriyle hayatlarını zehir etsinler ki?

Bakım
Kendisine özen göstermeyen, bakımsız, pis bir erkekle birlikte olmak ister misiniz? Aynı şekilde erkekler de bakımlı kadınlardan hoşlanırlar. Bakım çok önemli ve her zaman dikkat edilmesi gereken birşeydir. Temiz bir cilt, bakımlı bir el, mis gibi parlayan saçlar erkeklerin ilgisini çeker. Hiç makyaj yapmayan biri olsanız bile arada bir yapacağınız hafif bir makyaj size ışık verecektir. İzin verin de partneriniz sizi bazen değişik görsün. Farklı şeyler denemek hayata renk katar.

Gülümsemek
Güzel bakmak gibi güzel gülümsemek te çok önemlidir. Erkekler kadınların gülümseyişini seksi bulurlar. Abartıya gerek yok, sürekli sırıtarak dolaşmaktan bahsetmiyoruz ama neşelenmeyi bilen, esprili bir kadın her zaman çekicidir. Gülmenin seksiliğini kullanın.

Spor yapmak
Spor sağlıklı bir aktivite olduğu kadar bedeninizi forma sokan, size enerji veren ve mutlu eden bir uğraştır. Spor yaptığınızda kendinizi daha dinç, daha hafiflemiş, daha güzel hissedersiniz ve bu ilişkinize yansır. Evde yapacağınız basit birkaç hareket ve haftada birkaç günlük bir yürüyüş bile mucizevi değişimler yaratır. Daha rahat ve pozitif bir insan olursunuz.

Giyim
Moda olanı değil, kendinize en çok yakışanı giyin. Seksi olmak için ille de açık saçık kıyafetler giymek gerekmez, tam aksine çok kapalı bir kılıkla daha da seksi görünebilirsiniz. Yeter ki kendinize güvenin ve üstünüzde en güzel duran kıyafetleri seçin. Kadınlar genellikle güzelliklerini hemcinslerine göstermek için giyinirler. Siz siz olun kadınlar için değil, erkekler için giyinin.

Erkeği elde etmenin tüyoları

« Previous PageNext Page »


En Fazla Tıklananlar

  • None

Popüler Yazılar


    Follow

    Get every new post delivered to your Inbox.